Quickribbon !...-·=»‡«=·-ѕєянαт-нσşgєℓ∂ιη -·=»‡«=·-..!




Özlediğim Kadar Sensin / Sevdiğim Kadar Bensin

Kadavradan ibaret bir gövde,
İmlası bozuk bir cümle..
Bir de aramızdaki büyüyen özlem..

Biliyorum gelmeyeceksin...
Ne sen olabileceğim gözlerinin dibinde..
Ne ben olabileceksin yüreğimin terinde..
Ama...
Bir cümle olduk biz..
Anlatım bozukluğuna meyal verdik ise de,
Sevgiye dair alıntılanmış,
En anlamlı söz olduk biz..
Bizden doğma mutluluğu var ettik
Sevda sağnağında...
Bizden olma bir fincan umudu tazeledik
Hayat çaydanlığında...


Ey kirpiklerinden sağdığım gökkuşağı yedi rengi,

Hüzünbaz hüzünleri unut..Ayak diblerine kök salmış siyah’ı da ..Koş yeni demlenmiş yürek demime..Sokul ve mevzilen gözlerinde kuruttuğum kirpiklerime..Şarkılar sustu biliyorum..Söz sırası bizde..Mutluluğumuzdan alıntı birkaç çift umudumuz var dudaklarımıza ördüğümüz..Erişmese de ellerimiz ellerimize, bir yolumuz var özleminde yürüdüğümüz..Sana kaç gel demiyorum..Biliyorum hakkım değil bu..Bırak kanlı bir savaşın içinde geçsin ömrümüz..Çilekeş bir sonbahar yaprağına özensin gözlerimiz..Aynı tende, aynı gölgede yürümese de mavi düşlerimiz, aynı sevdanın ıslak cümlelerinde büyüsün adımız..İlintilensin kokun Cennnetle, bize aidatlansın ayrılık...Ne fark eder ki..Ben sendeyim...Sen bende...Bükülse de cümlelerimiz , sökülse de alfabemiz biz bir cümleyiz..Sen ve ben...İki harf bir cümleden ibaret mutluluk...


Mutluluğuma umudumu bağışlayan,

Biliyorum özlem kör topal zamanlarında ilerliyoruz..Sen benden uzakta, ben senden ırakta yürümekteyiz..Dışı düşsüzlüğe gebe kalmış bir sabahın koynunda boyun bükmekteyiz..Bazen gözlerimiz nemlenmekte, bazen de özlem aramıza perdelenmekte..Ama bırakmak yok sevgili..Mutluluk umuda gark olmuşsa, artık dönüş yok bu yoldan..Ölüm ölümümüzü öldürmeden gitmek yok sevgili..Bırak ellerinden içmeyeyim bir bardak suyu..Bırak gözlerinde sabahlamasın yüreğim..Uzaklarda bana ait bir cümle ol yeter..Koynumda sonbaharları kurban edemesen de bırak yanımda hep umut ol yarınlara...

Sığlığıma / içimdeki yalnızlığa bir dirhem hayatı aşılayan,

Sus.Dikenli telleri dudaklarına getirip kanatma yaralarını..Kavuşmamanın ızdırabına kanıp içme hüznün şerbetini..Bak kör bir yüreğe sevgiyi öğretiyorsun..Büyüyor içimde ölen bir çocuk..Yarım değil cümlelerim..Mutluluk fiilinden umut deryası cümleler kuruyorum mavilere..Rüzgarı omuzlarıma alıp bulutlara yeni göç yolları buluyorum..Biliyorum her yol sana...Biliyorum her söz sana..Evet zor yaşadıklarımız..Zifiri bir karanlık ilerlediğimiz, bir ölüm kalım savaşı göğsümüzden sildiğimiz..


Bırak aramızdaki özleme bakıp durma..
Kefenle gözlerindeki ıslaklığı..
Gün vuslat zamanı..
Gün bizi bizde yaşatma anı..

Doldur gözlerine kız cocuğu hayallerini..
Yürü bana doğru harf harf..
Yürü bana doğru dua dua..
Bir de gelirken bana,
Bİr avuç maviyi çok görme sakın..

Unutma;
Özlediğim kadar Sen’sin..
Sevdiğim kadar Ben’sin..

“ Seni özlemin en güzel yanı;
Seninle her gün yeniden doğmak mavilere..
Hep nefes al emi..
Seninle hayatlansın bu hayatım....“

8/15/2009 | Kategori: Ask Hikayeleri | Yorum (1) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti

Gönlümün Sonbaharı Sevdamın Eylülü


Haberin var mı sevgili?

Boğazıma yıldızlar dökülüyor

Adını ağzıma alsam çölleniyor dudaklarım

Çatlıyor mecnun hüzünlerim

Bir yanım çöl bir yanım Leyla benim

Ateş denizindeki rıhtımıma yalnızlık demirliyor

Kim bana sular getirecek bilmiyorum…


Karanlığıma sızan bir ışık oldu gözlerin tel örgülerle çevrili yüreğime dokundu ellerin. Kapım aralandı en deli köşem; bir sızıntı aydınlıkla yıkadı yüzünü. Ve sen sevda sen özlem hoş geldin buz gibi ellerime. Neyin varsa topla hadi sevdanın ateşini yak yüreğimin tam orta yerine cayır cayır.

Aşk yok desem de aldırma sen bana. Aşk eskilerden kalma al bir yazma gönlümün gergefinde. Üzerine nice çiçeklerini işledim sevdanın gece yıldızlarının özlemini nakışladım durdum kenarını oyaladım zamana bir türlü bitiremedim bu al yazmayı yar. O yüzden bilemem nicedir aşklar.

Rengarenk yağmurlarla ıslansın saçlarım bıktım bu karanlık yalnızlıktan. Hüzün fasıllarının deminde yar tadındaki özlemlerle boğsan da beni; söktüm işte içi boş yüreğimi ışığına uzattım ellerimi. Tılsımını kaybetmiş minik yüreğimi al ellerimden; canım senin bundan gayri. Ne ömür biçersen razıyım sevdadan yana boynum kıldan ince sevgili.

Gözlerimin ağlayan nazlı bebeklerini sustur mutluluğun sesini duyur bana. Aşka tomurcuklanan güllerimi avuçlama sakın sevgili. Korkarım kıyamam ellerin kanar. Zerre karanlık kalmasın gecelerimde adın dilimde dua oldukça. Hiç hesapta yokken bulut bulut sana yönlenir gülüşlerim. Yıllarca seni bekleyişim yağar üzerine sevgili.Sevdalara açılan kapıyı daima kapalı tut sen. Lakin elimde bir hediye ile sana geldim sevgili aç yüreğini ardına kadar sonbaharın giriş kapısıdır eylülüm.

Sevdanın gömleğini ellerimle iliklerken tenine özlemin ateşi ile yanacaksın suskunluğuna ve dalgınlığına gömülme sakın. Küllenmiş olsa da yüreğin alevlerimin dansına bırak kendini yanmalısın. Korkma her yanışın ardından dupduru bir su olup serinleteceğim seni. Sen yorulma ben gelirim sevgili ama yapraklarımdaki kırağı yalnızlıklardan koru beni sevdanla. Eteğimdeki kır çiçeklerini gönlünün zenginliğine sür hercai olma. Yıldızları kopar gökyüzünden saçlarıma iliştir nefesinle. Sevdaya uzanan elim ol mutluluk şarkıları söyleyen dilim ol. Sevdanın sonsuzluğunu hesap ederken; ağzımın tadı deli kız türkülerindeki gönlümün gülü ol yar.

Katran karası gecelerde kahrolası bir yalnızlığın koynunda duran yüreğime; seni yaşama aşkını çok görme. Coşkun akan ırmakların yatağı daralırken aynı denize koşmalıyız ikimizde.Baştan sona diken dolu iken geceler bulutlara kanı karışır sevdalı türkülerin. Türküler boğulur güfteler silinir teli kopar bağlamanın. Kimsenin duymadığı her tınıda sen büyürken içimde bırak ben küçüleyim; varlığın yokluğuma karışsın sevgili.

Çayında aaaif çatan minik bir şekeri kıskanayım bırak bırak ağzının tadı olayım. Gönlünün sonbaharı sevdanın eylülü olayım izin ver. Filizlenmeliyim ışığını ver. Gecelerime son verecek sabahları yakala eteğinden. Yüreğim avuçlarımda… Denizler kurudu geceler üşüdü her kalp atışımda ellerim titriyor bak. Yüreğimi bırakacak bir avuç; teslim olacağım bir sevdaya esir aramaktayım. Hadi gel sevgili. Hayatın öbür ucunda bırakma beni. Issızlaşmasın gecelerim yetim kalmasın şarkılar sadece bir düş olsa da her zaman aşk kazansın.

Haberin var mı sevgili?Geceler ellerinden tutmak istiyor göz yaşlarımın. Güzümün yaprakları dağılıyor rüzgarınla. Aşık olmak hünerse kılavuzu ol gönlümün.Vurgunlarda yüreğim Yüreğimin son arzuları ellerinde sevgili…Kurşuni bir gelinlikle şiir oldum geldim sanaYine anlatamadım seniDuyuyor musun çıldırtıcı sükutumu…Sustum.Ne gerek var söze seni anlatamadıktan sonra…Sustum yine sevgili.Eyvallah…

6/13/2009 | Kategori: Ask Hikayeleri | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

Ask bu dünyanin ölçüleriyle açiklanamaz sevgili. O ilkel bir acidir, yaban bir agridir. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir seye dokunur. Sonra bir perde açilir ve yolculuk baslar. Bu yolculukta artik para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, is, anneler ve korkular yoktur. Askin kendi gerçekligi vardir sevgili. Insan bir baska isiga teslim olur...

 Askta yarin yoktur sevgili. Zaman ileri dogru degil, içeri, yüreklere, derinlere dogru islemeye baslar. Insan korkusuz olur, daha derinden anlamaya baslar, bilgelesir. Hiç bilmedigi sezgileriyle bulusur. Yükü çok agirdir, kendiyle bulusmustur. Hem disindadir dünyanin, hem de ta ortasinda.

 Hindistan’da Ganj Nehri’nin kiyisinda yakilan yoksul adamin hissettikleri de onunladir, yitirdikleri de... New York’ta, bir sokakta, kartondan kulübesinde yasayan kadinin çiplak yalnizligi da. Her sey onunladir, ona emanettir sanki, ama o, çildirtici bir yalnizlik içindedir yine de...

 Askin kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanimiza karisan ilkel aci, o yaban agriyla hiçbir kitabin yazmadigi hakikatlere daha yakinizdir, inan...

 Kim demisti hatirlamiyorum, ask varligin degil, yoklugun acisidir diye. Belki de bu yüzden ilk gençligimde, o yogun âsik oldugum yillarda, gözüme uyku girmez, dudagimda bir islikla bütün gece sehri, o karanlik, o hüzünlü sokaklari dolasir, insanlari uykularindan uyandirmak isterdim. Uyanip, içimde derin bir siziyla uyanan o derin sancinin acisina ortak olsunlar diye...

 Ask çok eski bir seydir sevgili. Onun içinden o çileli çocuklugumuz geçer. Sevdigimiz insanlarin çocukluklari da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasiz yatililar geçer. Ve sonra ask bütün bunlari alir, daha da eskilere gider, hep o ilkel aciya, o yaban agriya...

 Insan bazen nedensiz yere umutsuzluga kapilir. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanir. Bazen denizler, kiyilar çeker insani. Insan bu kapilmayi anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yasanmasindan korkulup vazgeçilmez asklarin sizisidir bu. Bu sizi, bu yenilgi mevsimlerle yillarla devredilir baska insanlara. Bir insanin yaptigi bir hatanin tüm insanlara yayilmasi gibi...

 Iste simdi biz de sevgili, ya olmadik zamanlarda umutsuzluga kapilip, solugu evlerde alacagiz, ya da denizler, kiyilar çekecek bizi. Nasil biz baskalarinin korkakligini tasiyorsak, baskalari da bizim korkakligimizi tasiyacak, yenilgimizi, umutsuzlugumuzu...

 Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, is, anneler ve korkular baslayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse ask yoktur ve hiç olmamistir sevgili. Birbirimizi kandirmayalim...

 Hadi güne hazirlan. Yasadiklarimizi unutmaya çalis. Ask bize güvenip verdigi büyüsünü, sirlarini, cesaretini, bilgeligini ve o ilkel, o yaban agrisini geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üsüyecek, sonra geçecek...

 Hadi, oyalanma birazdan yarin olacak...

 Askta yarin yoktur sevgili...

 

Cezmi ERSÖZ

6/9/2009 | Kategori: Ask Hikayeleri | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti

Hakiki Aşk Odur ki




Celâdet ve adaletin timsâli Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi’nden sonra fethettiği beldede adâlet ve otoriteyi tesis için, bir süre kalmak ister. Bunun için hazırlıklar yapılır ve padişahın otağ-ı hümâyunu kurulur. Sultanın çadırını temizlemekle vazifeli kadınlardan biri, akşamları çadıra dönen Yavuz’u o gün ilk defa yakından görür ve o andan sonra onun sevgisiyle yanmaya başlar. Zamanla bu sevgi, bir sevdâ olur Mısırlı kadının yüreğinde. O, düştüğü derdin çaresizliğini bilir; fakat bununla birlikte çâre aramaktan geri durmaz.

Bir cuma günü Koca Yavuz çadırdan çıktıktan sonra bir tanıdığına yazdırdığı kâğıdı, sultanın yastığının yanına iliştiriverir. Kâğıtta;
-“Derdi olan neylesin?” yazmaktadır.
Sultan, gece istirahatına çekildiğinde yastığının yanında bulduğu kâğıtta yazılı bu ümitsiz cümleye, bir karşılık yazıp yastığının altına bırakır. Kadıncağız sabah, “Acaba sultan cevap yazdı mı?” heyecanıyla -belki de biraz ümitle- yastığın altına bakar ve kâğıdının arkasına bir şeyler yazılmış olduğunu görür. Sırdaşına okuttuğu bu notta,
-“Derdi olan söylesin!” yazmaktadır.



Kadıncağız en azından derdini anlatabileceği düşüncesiyle biraz da olsa sevinir, ümitlenir bu cümleyle. Bu defa kadın,
- “Korkuyorsa neylesin?” yazılı bir kâğıt bırakır sultanın yastığının altına ve ertesi günü sabırsızlıkla bekler. Ertesi sabah yine yastığın altına heyecanla bakar; sultanın kaleminden çıkan,
-“Hiç korkmasın, söylesin!” yazısını görünce kadının ümidi biraz daha artmıştır.


Hiç olmazsa kendini yakıp kavuran derdini söyleyecek, kabul görmese de, derdinden bir nebze olsun kurtulacaktır. Kadıncağız bütün cesaretini toplayıp akşam sultanın gelme vaktinde çadırın girişinde bekler. Birazdan Koca Yavuz, bütün haşmetiyle görünür; hâlinden, duruşundan kadının kendisine bir şeyler söylemek istediğini fark eder:
-“Söyle!” der kadına.
Edeble el-pençe duran kadın titremeye başlar ve dizlerinin bağı çözülür. Padişah gür sesiyle ikinci defa
-“Söyle!” deyince, kadın, heyecanından sadece;
-“Efendim!” der ve gerisini getiremez;


Koca Sultan’ın celâdetinden duyduğu heyecanla yere yığılır ve ruhunu oracıkta Rabb’ine teslim eder. Herkesi bir telâş ve heyecan sarsa da, gözler Koca Yavuz’dadır. Meseleyi günlerdir hisseden Yavuz’un bu tablo karşısında yüreği yanar, gözleri dolar ve şöyle der:


“HAKİKİ AŞIK ODUR Kİ, SEVDİĞİ UĞRUNA KALBİ DURSUN!’”

6/9/2009 | Kategori: Ask Hikayeleri | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti

Aşkname


Hayal Hatun rüyasında kendisini yıllar önce Erzurum’da çocukluk akşamlarından birinde
başını dizine koyduğu annesinden Aşkname’deki şu öyküyü dinlerken görmüştü….



“Bir genç, mahallesinden bir kızı sevmişti.
Sonra yolları ayrıldı ve genç gurbete gitmek zorunda kaldı.
Aradan uzun yıllar geçti, içindeki aşktan zerre miktar eksilme olmadı.
Geri dönebildiğinde sevgilisi ona sitem etmiş ve şöyle demişti.

- A gönlüme hükmeden!..
Bunca yıl geçti, yolunu gözledim.
Ne birhaber, ne bir mektup?!...
Meğer ne kadar vefasızmışsın?!...

Hakiki aşık başını yere eğdi,
gözlerinden yaşlar boşandığı sırada cevap verdi:

- Ey Sevgili!
Yüzünü görmek benim için uğruna ölünecek bir hasret iken,
O şerefi postacıya mı bağışlasaydım?!...”

6/6/2009 | Kategori: Ask Hikayeleri | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti

:: Sonraki »