Dün makul bir gündü...
İŞÇİLERİN bayramı 1 Mayıs, makul biçimde kutlandı.
Beş yüz bin-bir milyon emekçinin el ele, omuz omuza... Alın teri ile yaşamanın gururunu haykıra haykıra kutlaması gereken bayramda, iki-üç bin işçinin makul sıralar halinde Taksim’e çıkmasına izin verdiler.
Sayı makuldü...
Yürüyüş makuldü...
Adımlar makuldü...
Sloganlar makuldü...
Zaman zaman kalabalığa karışmak isteyenleri polis makul olmaya davet etti, onlar makul olamayınca, makul sayıda biber gazı bombası atıldı üzerlerine, makul biçimde coplanıp, makul bir dayaktan sonra makul hale getirildiler.
Tayyip Erdoğan’ın “1 Mayıs’ı resmi emekçi bayramı yapma noktasında bu kararı almış bulunuyoruz” dediği gün, ben işçilerin dayak yiyeceğini anlamıştım makul olarak...
Makulü oldu...
Makul sayıda, makul sıra halinde, makul ses çıkartarak, makul makul Taksim’e gidenler makul karşılandılar...
Makul olmayanlar?..
Makulleştirildiler...
Polisin bayramı canlarının istedikleri gibi, makul olmayacak şekilde kutlamak isteyenlerin kafaları yerine makul yerlerine vurmaları sık sık anons edildi...
Ki yaralananların çoğunun şişen yerleri, makul yerleriydi...
Bence Türk-İş’in; Hak-İş ve AKP milletvekilleri ile işçi kitlesinden ayrı olarak yönetici kadrosu ile Taksim’e erkenden gelip gitmesi de makuldü.
Makul işçi örgütüdür Türk-İş...
Aslında insan sıkılır, makul olanı...
Emekçi kardeşlerinin yüzüne bakamaz...
Dün olanlar makuldü:
Bu ülkenin çalıp çırpmayan belki de tek kesimi... Şerefli emekçileri, korku içinde, çekine çekine, polis çemberinde, copların ve panzerlerin gölgesinde, kendi ülkelerinin bir meydanına götürülüp getirildiler...
Savaş esirleri gibi...
Makul saatte...
Makul sayıda...
Makul adımlarla...
Makul makul...
Bekir Coşkun - Hürriyet
5/2/2009 | Kategori: Kose Yazilari | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti
Anadolu’da seks patlaması
Acıpayam’daki Mehmet dede cinayeti, Anadolu’nun mazbut battaniyesini üzerinden çekip alıverdi sanki...
Mehmet dede 88 yaşındaydı. 28 gün önce, kendisinden 46 yaş küçük Kader’le evlenmişti.
Bu, üçüncü evliliğiydi. İlk ikisinden 11 çocuğu vardı.
Komşular sabahın 4’ünde evden gürültüler duydular. Jandarma geldi. Mehmet dedeyi kan içinde buldular.
Göğsünden bıçaklanmış, başı keserle doğranmıştı.
42 yaşındaki Kader, “3 kişi evimizi bastı. Kocamı öldürüp kaçtı” diye ifade verdi.
Ama Mehmet dedeye yapılan otopsi, sadece katili değil, taşranın mahreminde olup bitenleri de eleverdi.
Maktulün belinde bir yapay penis takılıydı ve Kader’in sonradan düzelttiği ifadesine bakılırsa, 88’lik dede, o gece fantezi daveti yapınca keseri başına yemişti.
* * *
Bir keser haberi de Samsun’dan...
Söğütlü köyünden 3 çocuk babası Selahattin, arkadaşı Engin’lere yatıya gitmiş. Engin’in 14 yıllık karısı Reyha da evdeymiş. Rakı içmişler. Engin’in uykusu gelmiş. Çocukların odasına gidip sızmış. Selahattin de Reyha’nın yatağına girmiş.
Onlar halvet olurken Engin uyanmış. İkiliyi yatakta basmış. Tokatladığı karısını bayıltmış. Engin’in kafasına da baltayı çakmış. Cesedi tuvalete taşıyıp parçalamış. Parçaları poşetlere tıkmış. Götürüp ırmağa atmış.
Evi arayan polis, soba bacasında bir telefon hafıza kartı bulmuş. Kartta, Reyha’nın iç çamaşırıyla dans ederken çekilmiş görüntüleri kayıtlıymış.
* * *
Yine balta...
Bu kez adres Eskişehir...
43 yaşındaki Ramazan, eşinin ikide bir yıkanıp süslenip sokağa çıkmasından şüphelenmiş. Takip etmiş. Ev sahibinin evine girerken görmüş. Konuşmuşlar. Eşi “İçiyorsun, kumar oynuyorsun. Ben çalışıp evi geçindiriyorum. Senden ayrılıp ev sahibimizle evleneceğim. Ya evi terk et ya intihar et” demiş. Hatta kendisini asması için pazardan aldığı urganı da göstermiş. Hangi inşaata asabileceğini tarif etmiş. Banyoya girmiş. Ramazan iki bira içtikten sonra çocukları pazara yollayıp baltasını almış, banyoya girip eşini doğramış.
* * *
3. sayfa haberlerini okuduktan sonra cinayet filmleri kesmiyor insanı...
Milliyet’in web sitesinde “Manşetlerdeki cinayetler” haberine bırakılan yorumlara baktım; çoğu yorumcu “Ne oldu bize?”, “Milletin ahlakı niye bozuldu?” diye soruyor, parasızlıktan, medyaya, hükümete kadar bin bir bahane buluyor, çareyi yeniden idam sehpaları kurmakta görüyordu.
Acaba öyle mi?
Hakikaten burası oldum bittim halim selim insanlar yurduydu da medya mı gelip insanları yoldan çıkardı?
Yoksa bütün bunlar oldum olası yaşanıyordu da, iletişim kanallarının açılmasıyla mı daha bilinir, görünür hale geldi?
* * *
Ben ikinci teze yakınım.
Çünkü biraz araştıranlar Sultan Abdülmecid döneminde de Kahire’den göçen Mısır sosyetesi nedeniyle “İstanbul’un namusu elden gitti” diye dertlenen yazılar buluyorlar.
Hacivat-Karagöz oyunlarının içeriğini deşenler, ikilinin hamam maceralarında bir Boccaccio erotizmi yakalıyorlar.
Nasreddin Hoca’yı Pertev Naili Boratav’ın araştırmasından okuyanlar, bizim ak sakallıda Acıpayamlı Mehmet dedenin teneşirlik azgınlığını keşfediyorlar.
Haberler, diziler, filmler, olsa olsa var olan bu azgınlığı biraz tetikliyor, artırıyor, abartılı yansıtıyordur.
Anadolu’da mahalle baskısıyla sımsıkı kundaklanmış bedenlerin battaniyesini keser sapıyla biraz kaldırınca altından fışkıran şehvet ve cinnet nasıl da röntgen gibi eleveriyor iç dünyamızı...
1/26/2009 | Kategori: Kose Yazilari | Yorum (1) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti
Gün Atatürkçülerin günüdür!
Atatürkçüler!.. Atatürk Cumhuriyetinin sahipleri.. Laik, çağdaş, batılı, demokrat Türkiye
Eğer bugün susarsanız, bugün sinerseniz, bugün koparılan gürültüler, tozduman edilen ortamda Atatürk ve Cumhuriyeti'nden şüphe ederseniz hele,biteriz.
Atatürk biter. Atatürk Cumhuriyeti biter..
Yıllar önce İkinci Cumhuriyet sulandırmasıyla ortaya çıkıp, aslında Ortadoğu ve Orta Asya'ya göz dikmiş Amerika'nın ihtiyaç duyduğu tampon, uydu "Ilımlı İslam" devletine döneriz.
O zaman yeni bir Atatürk de bekleyemeyiz. Çünkü Atatürkler tarihte kolay yetişmiyor.. En azılı düşmanı Lloyd George'un dediği gibi, yüzyılda bir geliyorlar dünyaya.. Geçen yüzyıl bize nasip olmuştu. İki yüz yıl üst üste şansın bize dönmesini ummayın..
Bakın, Ortadoğu ve Orta Asya siyasetini tamamen bir Ilımlı İslam Türkiye'ye bağlamış Amerika'nın niyetleri nasıl açık!..
Ne diyor gayri resmi sözcüleri Newsweek dergileri..
Türkiye'de iki derin devlet var. Biri temiz.. Onlar Atatürk Cumhuriyetçisi laikler.. Kimler?.. Ordu.. Yargı.. Üniversiteler. Yani tüm dinamik güçler ve tüm Atatürk bekçileri.. Bunlara dil uzatamıyor. Ne diyor..
Bir de Kirli derin devlet var.. Temiz derin devlet varlığını devam ettirebilmek için kirliye muhtaç. Yani eninde sonunda o da bulaşık.. O da kirli..
..Ve baklayı ağzından çıkarıyor..
"Ey Türk milleti.. Bu derin devletten kurtulmak için tek yol var önünde.. Mart ayındaki seçimlerde oyunu AKP'ye ver. Yüzde 47'den daha fazla ver ki, onlar iyice coşsun, ötekiler iyice pıssınlar.."
Yani, Deniz Baykal'ın göstermelik, Devlet Bahçeli'nin "Yavru" muhalefetine bile tahammül edemiyorlar, görünüşte.
Aslında Amerika'nın sorunu muhalefet değil. Bir Kemal Derviş müdahalesiyle işinasıl başarıp, darmadağın ettikleri tüm öteki partiler yanında iktidarı AKP'yenasıl altın tepside sunduklarını bilmeyen var mı?.
Amerika'nın sıkıntısı Atatürk'ün ve ilkelerinin yılmaz bekçisi Ordu.. O orda, öyle dimdik durdukça, cumhuriyetin laik ilkelerinden ödün vermek, Ilımlı İslam devleti kurmak mümkün olmayacak..
O zaman hedef ne?..
Ordu!..
Türkiye'nin derin devleti var da Amerika'nın yok mu?.. Onlar salmazlar mı kendi derin devletlerini Türk Ordusunun üzerine.. O ordu yıpratılır, o ordunun Türk halkı nezdindeki başından beri açık ara süren "1 numaralı güvenilen kurum" niteliğine gölge, şüphe düşürülürse iş kolaylamaz mı?..
Oynanan oyun bu..
Bu ülkede her iktidar, polisi ele geçirebilir.. Ama Menderes dahil, Ordu'yu ele geçirebilen çıkmadı. Çıkmaz. O Harpokulu orda durdukça çıkmaz.
Bugün polis ne durumda biliyor musunuz?.
Tarikatlar ne kadar sızmışlar haberiniz var mı?.
Bugün Ordu'yu yıpratan her olayın içinde ve başında polisin olması tesadüf mü?.
Polis, yargının, yani savcıların, mahkemelerin isteğiyle mi hareket ediyor, yoksaiktidarın emir kulu mu?.
Polisin o gün nereleri basacağını polisten evvel devlet televizyonunun bilmesini neye bağlıyorsunuz mesela..
Çok kritik bir Ordu mensubunun evi basılır, güya çok önemli belgeler ele geçirilirken, savcılara haber verilmeyişi, polisin eve gelip yalnız başına 3 saat çalışması ve bilgisayarı yedekleme yapmadan alıp gitmesi tesadüf mü?.
İçinden çeşitli silahlar çıkan kazı yapılırken, polisin tüm özel yayın kurumlarına engel olup, sadece TRT kameramanı eşliğinde çalışması hep masum tesadüf, ya da talihsizlikler mi?.
Ordu'dan şüpheyi pompalayan satılık kalemler, hem de bu kadar temel yanlışı yapan polisi niye eleştirmiyorlar sizce?.
Geçen gün, bulunan silahlarla ilgili, 1965 yılında askeri okulda bize verdikleri dersi özetledim. İşgal altındaki ülkede, işgalcilerle gerilla savaşı yapmak için, barışta gömülen, saklanan silahları anlattım.
Bir emekli General dedi ki..
"Yazdıkların doğru.. Bak sana söylüyorum. Bugün bulunan tüm silah vecephanenin devlete kayıtlı olduğunu asker de, polis de biliyor. Asker görevbilinci içinde sırlarını açıklamaz. Susuyor. Polis bunu biliyor ve kullanıyor..Asker hızla yıpranıyor.."
Ergenekon adı altında kopan tüm gürültünün baş hedefi, Atatürkçüler ve de özellikle Atatürk'ün ordusu..
İşte onun için diyorum..
Gün susma, sinme, geri adım atma, "Hele bir bekleyelim" deme günü değil..
Onlar organize.. "Fet" diyorum, yüzlerce küfür, tehdit maili yağıyor. Bir yerden işaret almış gibi..
Bütün gazete yöneticileri, bütün köşe yazarları bu baskının altında..
Atatürk'e söven yazılar son günlerde nasıl azdı, nasıl yoğunlaştı?..
Çünkü onlara da alkış yağıyor her sövmelerinde, ayni merkezlerden.. Coşuyorlar.
Atatürk Cumhuriyetçileri..
Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler..
Korkmayın.. Sinmeyin.. Susmayın.. Bilgisayarlar kilitlensin haykırmanızla..
Atatürk'ün kurumları, onlara sahiplendiğinizi görsün, hissetsin, yaşasınlar..
Bu ülke bizim.. Bu cumhuriyet bizim.. Atatürk bizim..
Biz yaşadıkça.. Korkmadıkça, sinmedikçe, palavraya pabuç bırakmadıkça..
Cumhuriyeti'ne inanan insanlar..
1/17/2009 | Kategori: Kose Yazilari | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti
Aslında 2009’a girmedik - Bekir COŞKUN
DOĞRUSUNU isterseniz 2008’e de girmemiştik.
Size sanki öyle girmişiz gibi gelmişti...
Daha da açıkçası 2007’ye, 2006’ya, 2005’e, 2004’e, 2003’e de girmiş değildik...
Ben size söyleyeyim; 2000’li yıllara henüz girmediğimiz gibi, 1990’lı ya da 1980’li yıllara da...
*
İlk iki gününde olup bitenlere bakıyorum.
Bu 2009 değil...
Bu memleket, bu insanlar, bu yaşananlar, bu davranışlar, bu olanlar, 2000’li yıllara uymuyor.
Başında külah, sırtında cüppe, elinde satırla "İçki içmek haram" diyen o adam:
1500 yıl önceki...
(........)
O insan gibi eğlenmek için kalabalığa karışmaya kalkan turistin arkasına yapışmış tacizci, elini kadın turistin bacak arasına sokmuş (aslında turist erkek. Ama saçı uzun olduğu için o kadın sanıyor) o taş devri insanı...
Gelişmemiş...
İlkel...
Vahşi...
(........)
Yazın keneden, baharda mantardan, kış geldi mi sobadan ölen sıra sıra insanlar...
Durmadan insanlar ağlıyor sağda-solda...
Bir adam elinde boru gösteriyor millete; annelerin çileyle büyüttüğü, babaların özenle okuttuğu o çocukları öldürenin boru olduğunu anlatmaya çalışıyor...
Bir diğeri ise; "Yılbaşı haram olduğu için" diyor dinci gazeteler.
Yıl 1930’lar mı desem...
1940’lar mı desem...
(.........)
Ama kesinlikle 2009 değil...
Tüm bunları düzeltecek adamlara bakıyorum; ortaçağdalar... Hiçbir şey onları 2000’li yıllara getiremiyor...
Akılları ortaçağda hálá...
Tutkuları ortaçağda...
Kafaları ortaçağda...
*
Ben biliyorum; size sanki 2009’a girmişiz gibi geldi...
1/3/2009 | Kategori: Kose Yazilari | Yorum (1) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti
Oo-ooo, Recep Bey de burdalar -Yılmaz ÖZDİL
Dün yazdım.
Saakaşvili ile kucaklaştı, Rusya Gürcistan’ı dağıttı. Lübnan meclisinde konuştu, Lübnan’ın yarısı işgal edildi. Hindistan’a gitti, Bombay havaya uçtu. Olmert ile el sıkıştı, Gazze yerle bir.
*
"Başbakan’ın maşallah dediği, üç gün yaşıyor" diyorum, inanmıyorsunuz...
Bakın, simit alıp 100 lira bahşiş verdiği çocuk da işinden kovulmuş!
*
Neyse...
*
Tımbır tımbır tımbır "Oo-ooo, Recep Bey de burdalar" filan diye taverna şarkıları söyleyen Cengiz Kurtoğlu oğlunu evlendirdi önceki gün... Başbakan Ankara’daydı. Herkesin "N’olacak bu memleketin hali?" diye kafa patlattığı dakikalarda, yollarda tertibat alındı, aaiiaia diye bağıran eskortlar eşliğinde, konvoyla havalimanına gitti, Ankara Valisi ve Ankara Emniyet Müdürü tarafından uğurlandı, atladı Ata uçağına, İstanbul’a geldi... İstanbul Valisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul Emniyet Müdürü tarafından karşılandı, yollarda tertibat alındı, aaiiaia diye bağıran eskortlar eşliğinde, konvoyla, düğün salonuna geldi, nikáh şahitliği yaptı, çıktı, yollarda tertibat alındı, aaiiaia diye bağıran eskortlar eşliğinde, konvoyla, havalimanına geldi, İstanbul Valisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul Emniyet Müdürü tarafından uğurlandı, atladı Ata uçağına, Ankara’ya döndü, Ankara Valisi ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından karşılandı, yollarda tertibat alındı, konvoyla, aaiiaia diye bağıran eskortlar eşliğinde evine gitti.
*
Sadece 2.5 saat için...
Vın diye, teğet geçti yani.
*
"Ata uçağı Başbakan’ın dolmuşu mudur, bu uçak suyla mı çalışıyor, bu valilere, polislere bunun için mi maaş ödüyoruz, millet kırılırken böyle israf olur mu?" diye sormuyorum.
*
Kendi kıçında don yokken, işini kaybettiği için hindi gibi düşünürken, kapısına haciz dayanmışken... Başbakanına bu saltanat imkánını sağlayan gönlü zengin halkımıza, yılbaşı vesilesiyle, Cengiz Kurtoğlu’ndan armağan ediyorum...
*
Gelmeyin üstüme
Sakın gelmeyin...
Dostu arkadaşı kırarım bugün
Gözümde anılar canlandı yine
Kadehi şişeyi kırarım bugün.
(Hadi hep beraber, elleri göreyim!)
12/31/2008 | Kategori: Kose Yazilari | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti


