Dün toprağa ektiğimiz ‘güzel anne’ye teşekkür!
Önceki akşam senin fotoğraflarına baktım uzun uzun... Sararmaya yüz tutmuş, siyah-beyaz fotoğrafları, hayatını anlatan kitabın sayfalarından beynime kazıdım...
Kazıdım ki (görmek kısmet olursa) ilerideki yıllarda torunlarıma anlatayım...
Otuzlu yaşlarındaki idealist bir doktorun, Doğu Anadolu’nun bilmem neresindeki bir göçebe çadırında üzerindeki patiska elbisenin, bozkır rüzgârında savruluşunu resmedebileyim, mavi-pembe bir masal gibi...
Kısacık kestirdiği saçlarıyla, “Benim dünya güzelliklerinde gözüm yok” diyen ermişliğinden keyifle söz edebileyim...
Dişleri dökülmüş hastasıyla çeşme başında karpuz yerken gözlerinde beliriveren ışıltının, okuduğum kitabın saman sarısı sayfalarına yansımasını... Karşısındaki çaresiz adamın hayatı boyunca kimseden görmediği bu ilgi ve şefkatle dirilip, hayata sarılma gücü bulmasını bir de...
Adının başına doçent, profesör gibi sıfatları, lüks muayenehanesinde daha yüksek bir vizite ücretiyle zenginlere hizmet etmek için almadığını... O unvanların yoksul ve çaresiz insanların hastalık çökmüş evlerinde bir şeyler yapabilmek için çırpındığı yıllarda kendiliğinden geldiğini öğretebileyim onlara...
Dün toprağa verdiğimiz güzel anne...
Seni ezberledim saatler boyunca...
Din bezirgânları tarafından kandırılan, sömürülen, kullanılan bir cemaatten; kardelenler yeşertmek için verdiğin mücadeleyi ezberledim...
Ezberledim ki, çaresiz köylerin yıkık dökük evlerinde doğup cahilliğin önünde umarsızca sürüklenen çocuklara anlatabileyim “kadere teslim olmamaları” gerektiğini...
Yırtık lastik ayakkabısıyla karlar içinde yürümek zorunda kalan Hacer kızın, sana rastladıktan 15 yıl sonra beyaz önlükler içinde hasta muayene eden Dr. Hacer Hanım’a dönüşmesinin sihirli öyküsünü öğretebileyim yılgın çocuklara...
Yardımcı Doçent Nermin Hanım’ın babasının okuma yazma bile bilmediğini...
Saliha Öğretmen’in senin yaptırdığın kız yurdunda kalırken ilk kez iliklerine kadar ısındığını söyleyebileyim.
Minicik kızlara öğrettiğin, “hayalleri gerçeğe dönüştürme” sanatını aktarabileyim gelecek kuşaklara...
Dün toprağa verdiğimiz güzel anne...
Dün seninle birlikte çıktım son yolculuğuna...
Sahip çıktığın, kadın olmanın kutsallığını aşıladığın binlerce kızın gözlerinden sel gibi akıyordu yaşlar Harbiye’de...
O yaşları, eşimin gözlerinde gördüm en yakından... Ve hatıra defterimin en ayrıcalıklı bölümüne yazdım.
Hayatlarında seni bir kez bile görmedikleri halde, sana teşekkür etmek için koşup gelen on binlerce kadının ve erkeğin sevgisini yazdım o sayfalara...
Yazdım ki; onların şanslı çocukları, senin yetiştirdiğin akranlarına, arkadaşlarına sarılabilsinler; bizim sana sarıldığımız gibi...
Kötülük ve sevgisizlik değil, iyilik kök salsın minicik yüreklerine...
Yetmiş küsur yıl önce başlayıp, dün Zincirlikuyu Mezarlığı’nda sona eren yolculuğun o eşsiz destanı; bir ezgi gibi dolaşabilsin kulaktan kulağa...
***
Sana binlerce kez teşekkür ediyorum, dün toprağa verdiğimiz güzel anne...
Kızım için başta...
Onun yaşayacağı dünyaya çağdaş, eğitimli, iyi yetişmiş akranlarını armağan ettiğin için...
Hayatını bizimle paylaştığın ve seninle aynı zaman diliminde yaşamış olmanın onurunu yaşattığın için binlerce kez teşekkürler sana!
Bize böylesine içten teşekkür etme olanağı sağlayacak kadar temiz ve onurlu bir yaşam sürdüğün için teşekkürler!
Aslında yanlış yazdım baştan beri:
Dün seni toprağa vermedik güzel anne...
Ektik!
Senin gibi binlercesi yeşersin diye...
***
FOTOĞRAF!
Dün Harbiye’den Teşvikiye’ye... Oradan da, Şişli ve Mecidiyeköy üzerinden Zincirlikuyu’ya akan insanların fotoğraflarına bakın bugünkü gazetelerde...
Dünkü o uzun yürüyüş sadece bir halkın, annesine vedası değildi...
Onun sayesinde biçimlenen ve bilinçlenen insanların bir resmigeçidiydi aynı zamanda!
Ve hepsi... Hepimiz...
Yaşadığımız büyük acıya inat, coşkuluyduk...
O fotoğraflara iyi bakın ve hatta onları kesip saklayın...
Çünkü geleceğimiz o fotoğraflarda gizli...
Cüppeli, sakallı, çarşaflı ve ezik bir toplumun, bize uzak hayaletinde değil!
5/20/2009 | Kategori: Turkiye | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti
ASIN BU DARBECİ KADINI
Türkan Saylan darbecinin kralıdır!
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ın evinde “Ergenekon araması”nın yapıldığını öğrenince şaşırmadım.
Tam “Neden şaşırmadığıma şışırmış bir şekilde” televizyonları izlerken, sağolsun Mehmet Altan imdadıma yetişti.
CNN Türk’e gelişmeleri değerlendirirken, “Darbeciler elbette yargılanmalıdır” dedi.
Tabii ya, olay bu:
DARBECİ bunların hepsi!
Hele Prof. Dr. Türkan Saylan’ın darbeciliği yıllar öncesine dayanıyor.
Yaptığı darbeler, saymakla bitecek gibi değil üstelik:
İlk darbesini lepra hastalığına karşı yaptı bu çılgın kadın! Toplum tarafından dışlanan, doktorların bile ellerini sıkmaktan korktuğu cüzzam hastalarını bağrına bastı. Tıptaki bütün gelişmeleri ülkemize getirerek, binlerce cüzzamlıya hayat verdi. 25 yıl boyunca ülkenin gezilmedik bir karış toprağını bırakmadı ve gittiği her yerde cüzzamlı aradı. Sonunda cüzzama karşı inanılmaz bir DARBE YAPTI!
Cinsel yolla bulaşan Behçet hastalığını da unutmadı. Onlarca poliklinik kurdu; Behçet’e DARBE YAPTI!
Bu hastalıklarla mücadele etmek için dolaştığı Anadolu’da bir büyük hastalık daha keşfetti: Aileler kız çocuklarını okutmuyorlardı. Hemen kendisi gibi “darbeci” birkaç arkadaşıyla birlikte bir dernek kurdu ve “Anadolu’da Bir Kızım Var, Öğretmen Olacak” kampanyası başlattı... Kızlarını okutmak istemeyen babalara DARBE YAPTI!
“Kardelenler Kampanyası”nı başlattı, tutuculuğa DARBE YAPTI!
“Bilgi Toplumu Kızları”yla, cahilliğe DARBE YAPTI!
“Her Kızımız Bir Yıldız” diyerek, kaderciliğe DARBE YAPTI!
“Geleceği Taşıyan Kızlar” la, geçmişe DARBE YAPTI!
“Bir Işık da Siz Yakın”la, karanlığa DARBE YAPTI!
“Geleceğin Doktorları”na destek verdi, tüm hastalıklara DARBE YAPTI!
Yardımseverlerden topladığı paralarla onlarca okul, yurt yaptırdı; Milli Eğitim Bakanlığı’na DARBE YAPTI!
Yetişkinler için okuma yazma, meslek edindirme kursları düzenleyerek, işsizliğe DARBE YAPTI!
Anadolu’daki okulları müzik aletleriyle donattı, sessizliğe DARBE YAPTI!
Bugüne kadar 70 bine yakın çocuğa burs vererek, yoksulluğa DARBE YAPTI!
Yakalandığı “amansız hastalığa” aldırmadı, doktor arkadaşlarının birkaç ay ömür biçmelerine inat yaşama sarıldı; kansere DARBE YAPTI!
O hasta haliyle ülkede olup bitenlere sessiz kalmadı; Atatürk devrimlerine ihanet edenlere DARBE YAPTI!
Hastalıktan konuşamayacak haldeyken bile meydan meydan dolaşıp tehlikeye dikkat çekti; “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” partiye DARBE YAPTI!
Tüm bunları yaparken çağdaşlıktan, çok seslilikten, demokrasiden ödün vermedi. Gittiği her yerde, “Ne şeriat, ne darbe” diye haykırdı; DARBECİLERE DARBE YAPTI!
***
İşte bu yüzden gönül rahatlığıyla haykırıyorum ki; darbecinin kralıdır Türkan Saylan!
Onun evini aratan, derneğinin hesaplarına el koyduran, 70 bine yakın öğrencisinin burslarını ödenemez hale getirenler de...
Onları ayakta alkışlayan Mehmet Altan gibi “demokrasi kahramanları” da haklı!
Hastalığına aldırmayın, gözünün yaşına bakmayın. Kaldırılmış olan idam cezasını, sırf onun için yeniden getirin...
Yoksa bugüne kadar devirdiği karanlıkların, savaştığı hastalıkların hatırı kalır...
Haydi; “Ergenekon Tatili”ne çıkan Sayın Başbakan... Dön Ankara’ya, topla Meclis’i de bitiriverin şu işi!
ASIN BU DARBECİ KADINI!
5/19/2009 | Kategori: Turkiye | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti
Kızı Uğur Mumcu'yu anlattı

Otomobiline koyulan bombanın patlaması sonucu 24 Ocak 1993’te yaşamını yitiren Araştırmacı-Gazeteci Uğur Mumcu, bugünden itibaren Ankara’da hafta boyunca düzenlenecek çeşitli etkinliklerle anılacak. Kızı Özge Mumcu, babasının öldüğü o günü anlattı.
‘YİĞİT OL YAVRUM’
Ve telefonlar çalmaya başladı. İlhan Selçuk ve Arı İnan’la konuştuğumu hatırlıyorum, sayısız telefonda sayısız ses “Doğru mu?” diye soruyordu. Sadece bu iki isme sorabildim, “Ne oldu?” diye, tabii ki hiçbir şey söyleyemediler. Ardından eve Hüseyin eniştem ve komşumuz Ayça geldi. Bir saat geçinceye kadar da kimse bana bir şey söylemedi. Ardından annem ve gözleri yaşlı dostlarımız geldi. Annem “Yiğit ol yavrum, baban öldü” dedi. Sadece 11 yaşındaydım.
''Babamı anlatırken çocukluğumun o sıcacık günleri aklıma gelir, mutluluğun güvenle harmanlandığı bir aile ortamında büyüdüm. Babamla olan anılarım ne yazık ki sınırlı ve sınırlı olduğu için de bir o kadar değerli.
Babam çok sevecen, sıcakkanlı, çocuklarını çok seven, ailesine ve dostlarına çok önem veren bir insandı. Bizleri imkânlarımızın elverdiği ölçüde şımartırdı. Bu şımartma sadece maddi yöne yansımazdı; bize ne yaparsak yapalım arkamızda olduğunu hissettirirdi. Eğer bir hata yapmışsak, ileride bizlere sorun çıkarmaması için o hatanın telafisini sağlayacak yolları bulurdu. Ama bunu da hatamızın ne olduğunu anlamamızı sağlayarak yapardı.
KÜÇÜK BİR ANI...
Aile dostlarımızın hâlâ anlattığı bir hikâye vardır. 7-8 yaşlarındayken ağır bir ortakulak iltihabı geçirdim. 45 gün okula gidemedim. Tabii, bu dönemde doktor bana düzinelerce ilaç yazmış; bunların bir tanesi de acımsı bir şurup. Bu ilacın tadından çok rahatsızım ve içmemeye karar vermişim; öyle bir inat ki içirmeye kalktıklarında ağlamaya başlıyorum. Babam en sonunda benim bu halime dayanamıyor “İstemiyorsa kızıma içirmeyin” diyor. Tabii hastalığım daha ağır basıyor ve ben şurubu içmek durumunda kalıyorum.
Ağabeyimle benim iyi bir eğitim görebilmemiz için çok çalışırdı. Soyadımızdan dolayı devlet okulunda sıkıntı yaşayacağımızı düşünürdü; o nedenle bütçemiz ucu ucuna yeterek bizi özel bir okulda okuttu. Bir ya da birden çok yabancı dil öğrenmemizi, büyürken de yeteneğimize göre hobiler edinmemizi isterdi. Ağabeyim gitar çalardı örneğin, hocası Ahmet Kanneci’ydi. Bense piyanoya yönelmiştim, hocam rahmetli Kamuran Gündemir’di. Ancak 24 Ocak’tan sonra piyanoyla aramıza derin bir uçurum girdi. En iyi dinleyicim babamdı çünkü. Yine de müzikle aram bozulmadı. Piyano çalmayı içim almasa da şan çalışmaya başladım, ama uzun yıllar sonunda. Evimizde neredeyse her gün bir misafir olurdu. Çocukluğumun büyük bir kısmı gazeteciler, yazarlar ve sanatçılar arasında geçti. Hayatımın o döneminin bana büyük bir zenginlik kazandırdığını düşünüyorum.
SOFRADA ŞEN KAHKAHALAR
En güzel günlerimiz dededen kalma yazlıkta, yani Ayvalık’ta geçmişti. O yaz günlerinin tadını asla unutamam. Uzun aile sohbetleri, yüzme çabaları, doyurucu dost sohbetleri, Çamlık lokmaları, Cunda gezileri…
Babam evin bir kısmını kütüphane ve çalışma ofisine çevirdiğinden daha çok evde olurdu. Biz okuldayken çalışır, akşamüstü çayını mutlaka içer ve akşam yemeklerinde mutlaka beraber sofraya oturulurdu. Okulda yaşadığımız olaylardan ve günlük olaylardan konuşulurdu. Babam hepimizi güldürecek bir konu bulurdu mutlaka. Sofralardan yayılan şen kahkahalar hâlâ kulağımda…
BOĞAZIMDA BİR YUMRU
İnsan geçmişe baktığında yaşanan kötü şeyleri de unutur ve güzelleştirir; arada ufak tefek olaylar olsa da tek söyleyebileceğim şu ki, çok mutlu bir aileydik. Bir yandan yaşananları daha zor yaptı, ama bir yandan da acıların üstesinden gelmeyi kolaylaştırdı. Annemin hep söylediği gibi acıyı bal eylememizi sağladı.
24 Ocak 1993 günü aklıma geldiğinde hâlâ boğazıma bir yumru takılıyor. Olay olduğunda evde yalnızdım, annemle babam bir hasta ziyaretine çıkmıştı; ağabeyim ise Bulutsuzluk Özlemi konserine doğru yola çıkmıştı. Babam önden çıktı, annem beni tembihledikten sonra kapıyı kapatmıştı ki çok şiddetli bir patlama oldu. Evin yakınındaki trafo patladı sandım önce. Çünkü elektrikler gitmişti. Yan apartmandan insanların çıktığını görüyordum ama ben bir şekilde evde kaldım.
1/24/2009 | Kategori: Turkiye | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti
16 yıl geçti

Aracına konulan bombanın patlaması sonucu 24 Ocak 1993’te yaşamını yitiren Araştırmacı-Gazeteci Uğur Mumcu, bugünden itibaren hafta boyunca düzenlenecek çeşitli etkinliklerle anılacak. Uğur Mumcu'yu katledilişinin 16. yılında özlemle, sevgi ile anılıyor.
Uğur Mumcu Araştırma Gazetecilik Vakfı (um:ag) tarafından düzenlenecek Uğur Mumcu’yu anma etkinlikleri, “16. Adalet ve Demokrasi Haftası” adıyla, bugün itibariyle tüm hafta boyunca sürecek ve 31 Ocak 1990’da Ankara’da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen Prof. Dr. Muammer Aksoy’u anma etkinlikleri ile tamamlanacak.
Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin 16. yıldönümü anma etkinlikleri, bugün saat 11.00’de, Batıkent Uğur Mumcu Parkı’nda bulunan anıta çelenk konulmasıyla başladı. “Uğur Mumcu Sesleniyor: Sömürenler Demokrasisi Hırsızlar Düzeni” sloganıyla, sevenleri aynı gün saat 13.00’da, karanfil ve mumlarla Mumcu’nun sokağında olacak. Burada, Ankara Çok Seli Müzik Derneğince, Çocuk Korosu Konseri gerçekleştirilecek. Konserin ardından, Mumcu’nun Cebeci Asri Mezarlığı’nda bulunan anıtmezarı ziyaret edilecek.
Cumhuriyet Gazetesi’nin düzenlediği “Dostları Uğur Mumcu’yu Anlatıyor” başlıklı söyleşi bugün saat 16.00’da Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde yapılacak. Özgen Acar, Işık Kansu ve Nuri Yıldırım’ın katılacağı söyleşinin ardından Mumcu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda “Uğur Mumcu Sesleniyor 2009; Siz Verin Hükmünüzü?” başlığı altında düzenlenecek dans ve sinevizyon gösterisi ile Leman Sam Konseri ile anılacak.
Uğur Mumcu’yu anma etkinlikleri, 25 0cak’ta Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde saat 11.00’de düzenlenecek şiir ve müzik dinletileri ile devam edecek. Şairler, Özgen Seçkin, A. Kadir Paksoy, Selma Ağabeyoğlu, Arzu Alır, Gökhan Cengizhan, Ahmet Antmen, Bilge Öngöre, Ali Rıza Kars, Metin Turan, Neşe Ersoy’un katılacağı, etkinliğin ardından “Demokrasiye Selam, Hırsızlığa Devam” konulu açık oturum gerçekleştirilecek.
Açıkoturumun dikkat çeken konukları ise, yazar İlhan Taşçı, Tuncay Çelen ve CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu olacak. 25 Ocak etkinlikleri, konuşmacıların Prof. Dr. Korkut Boratav, Porf. Dr. Mustafa Altıntaş, Prof. Dr. Yakup Kepenek, Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, Yrd. Doç. Dr. Gökhan Günaydın olduğu söyleşi ve ardından düzenlenecek “Üç Anadolu” temalı konserle sona erecek.
Özge Mumcu'dan “15 yıl önce bugün"
Uğur Mumcu 26 Ocak’ta da anılmaya devam edecek. Gün boyunca Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, öğretim görevlileri ve gazetecilerin katılacağı “Eğitim ve Sömürü”, “Kültür Sömürgenleri”, "Sömürü ve Yolsuzluğun Dünü Bugünü” başlıklarındaki açıkoturumlar gerçekleştirilecek.
Aynı gün saat 19.00’da Yunus Emre Kültür Merkezi’nde de, Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu tarafından hazırlanan “15 Yıl Önce Bugün” adlı belgesel film gösterilecek. Buradaki anma etkinlikleri, saz dinletisi ve ardından Özgen Acar, Erdal Sarızeybek, Doç. Dr. Ünsal Yavuz’un konuşmacı olarak katılacağı “Sömürenler Demokrasisi Hırsızlar Düzeni” başlıklı açıkoturumla sona erecek.
27 Ocak Salı günü, Çağdaş Sanatlar Merkezi bu kez saat 14.30’da “Bankacılık Sisteminde Yabancılaşma, Üretici Köylü Sömürüsü” konusu etrafında birleşen, Yrd. Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Yard. Doç. Dr. Oktay Gökdemir, Dr. Hulusi Tanman, Tuncay Mollaveisoğlu, Uğur Civelek’i konuk edecek. Açıkoturumun ardından, sırasıyla saz dinletisi, halk dansları topluluğu gösterisi, Türk Halk Müziği Konseri ile Necati Cumalı’nın “Gömü” adlı oyunu sahnelenecek.
28 Ocak Çarşamba günkü anma etkinlikleri de, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde saat 12.30’da gerçekleştirilecek, Öner Tanık, Makbule Cengiz, Emrah Konuralp, Osman Yılmaz’ın konuşmacı olarak katılacağı “Uğur Mumcu ve Gençlik” başlıklı açık oturumla başlayacak.
Ardından, Özge Mumcu’nun “15 Yıl Önce Bugün” adlı belgesel filmi bu kez saat 16.30’da um:ag Konferans Salonu’nda gösterilecek. um:ag’daki etkinlikler, yazı-karikatür ile ahşap alçak kabartma sergisi, gitar dinletisi, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun konuşmacı olarak yer alacağı “Küresel Saldırılara Karşı Hukukun Savunulması” başlıklı söyleşi ile sona erecek.
Aynı gün saat 18.00 itibariyle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Şubesi’nde de gazeteci yazar Bahadır Selim Dilek ve Uluç Gürkan’ın katılacağı söyleşiler düzenlenecek.
Anma şarkılarla son bulacak
Uğur Mumcu’yu anma etkinlikleri, 29 Ocak Çarşamba günü, saat 13.00’de Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilecek, Necla Ülkü Kuglin, Avukat İlknur Kalan ile Yaşar Seyman’ın katılacağı, “Yoksulluk Kadınları Neden İki Kez Vurur?” konulu açık oturumla devam edecek. Ardından, bu kez M. Emin Değer, A. Nejat Ölçen, Uluç Gürkan, Şengül Hablemitoğlu’nun aynı masayı paylaşacağı, “Yediveren Bağımsızlık Gülleri” başlıklı açıkoturum yapılacak. Aynı gün saat 20.00’de Ankara Sanat Tiyatrosu, Uğur Mumcu için, Ariel Dorfman’ın “Ölüm ve Kızı” adlı eserini sahneye koyacak.
30 Ocak Cuma günü de Mumcu anısına Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açıkoturum, söyleşi ile şiir ve müzik dinletileri düzenlenecek.
Hafta’nın ve anma programının son günü olan 31 Ocak’ta ise, bundan 18 yıl önce Ankara’da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen Prof. Dr. Muammer Aksoy, Cebeci Asri Mezarlığı’nda bulunan anıtmezarında saat 12.30 itibariyle ziyaret edilecek. Ardından Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, Avukat Tuncay Alemdaroğlu, Avukat Şevket Şahap İnce, Avukat Reşat Yalın tarafından “Sömürüye Karşı Hukuk” tartışılacak.
Uğur Mumcu’yu anma etkinlikleri, “16. Adalet Ve Demokrasi Haftası”, Geleneksel Kapanış Gecesi ile son bulacak.
Uğur Mumcu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda saat 19.00’da Cahit Berkay, Çetin Gül, Emrah Karaca, Ufuk Karakoç, Grup Gündoğarken’in vereceği konserle bir kez daha uğurlanacak.
1/24/2009 | Kategori: Turkiye | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti
AKP'yi sarsan anket
Yerel seçime 3 ay kala Ankara’da yapılan son anket seçmen tercihinde önemli değişiklikler olduğunu gösteriyor AKP’de düşüş, CHP ve MHP’de artış var.
Denge şirketi, AKP’nin siparişi üzerine Ankara’da 3 bin 500 kişiyle yüz yüze görüşerek anketi gerçekleştirdi. “Bugün milletvekili seçimi olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz?” sorusuna şu yanıt alındı: AKP: % 32.9, CHP: 29.8, MHP: % 13.7, Kararsızlar: % 15.8.. Anket firması kararsızları dağıtınca üç büyük partinin oy yüzdesi şöyle oldu: AKP: 40, CHP: 36.2, MHP: 16.7...
AKP’nin, Ankara için yaptırdığı son ankete göre Gökçek 29.8’e düştü. AKP kurmayalarının incelediği anket iktidar partisinin başkentte gerilediğini de gösteriyor.
AKP, Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayını belirlemeden önce kamuoyu anketlerine hız verdi. Daha önce ANAR şirketine yaptırılan anketin tartışma yaratması üzerine AKP yönetimi, firmayı değiştirerek bu defa Denge şirketine Ankara anketi yaptırdı. Sonuçlar, önceki gün AKP Genel Merkezi’ne sunuldu.
VATAN’ın ele geçirdiği anket sonuçları, AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kaybetmek üzere olduğunu gösteriyor. CHP’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak açıkladığı Murat Karayalçın, AKP’nin anketinden birinci çıktı. Ankara anketi, AKP’nin anlaşmalı olduğu üç şirket arasında yer alan Denge tarafından yapıldı. Anket Ankara’da son bir hafta içinde yapıldı.
AKP Ankara’da geriledi
3 bin 500 kişiye, “Önümüzdeki yerel seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak kimi görmek istersiniz?” sorusu yöneltildi. Herhangi bir isim verilmeden yöneltilen bu soruya verilen cevaplarda, CHP’nin Ankara Büyükşehir Adayı Murat Karayalçın birinci çıktı.
Araştırmaya katılanlara, “AKP’nin Melih Gökçek’i Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı göstermesi durumunda AKP’ye oy verir misiniz?” sorusu yöneltildi. “Evet” diyenlerin yüzdesi 36.5’te kalırken, 58.2’lik büyük çoğunluk “Hayır” dedi.
AKP’nin Gökçek’i aday göstermesi halinde partinin oylarında yüzde 1.1’lik bir düşüş yaşandığı gözlendi.
28 Mart 2004 yerel seçimlerine CHP ve SHP Ankara’da ayrı adaylarla girmişti. Yılmaz Ateş’i aday gösteren CHP yüzde 12,71, SHP’den aday olan Murat Karayalçın 20,99 oy almıştı. Seçimin galibi olan AKP’nin adayı Melih gökçek ise her ikisinin toplamını da aşmıştı: Yüzde 55.35
Karayalçın karşısında Gökçek’i istiyor
CHP’NİN Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Murat Karayalçın, “Daha önce bölüne bölüne bu seçimi kaybetmiştik, şimdi birleşe birleşe bu seçimi kazanacağız” dedi. CNN TÜRK’te yayınlanan Ankara Kulisi programında Fikret Bila ile Murat Yetkin’in sorularını yanıtlayan Karayalçın, projelerini anlattı. Seçimlerde Melih Gökçek ile yarışmak istediğini ifade eden Karayalçın, “Sayın Başbakan’ın AKP’nin Ankara Belediye Başkan adayını belirlemede zorluk çekmesi nedeniyle Sayın Gökçek’i istiyorum ben. Aynı nedene, gerekçeye dayanıyor” dedi. “Gökçek tabii belediye başkanlığı yapımıştır. Ama bu 15 yılın çok büyük bir fiyasko olduğunu düşünüyorum” diyen Murat Karayalçın, “Herşeyin bir eşref saati var. Bu işin eşref saati, kırılma noktası geldi. Su olayıyla 2007 temmuzunda başladı. Bu bir işaretti. Bunlar birikti kartopu etkisine dönüştü” diye konuştu.
Karayalçın sözlerine, “Benim için, bizim için farketmez. AKP kimi aday gösterirse göstersin biz bu seçimi kazanacağız. Bölüne bölüne bu seçimi kaybetmiştik, şimdi birleşe birleşe bu seçimi kazanacağız” diye devam etti.
12/29/2008 | Kategori: Turkiye | Yorum (yok) | Yorum yaz! :: | Kalici Baglanti


